BirŞiir Tahlili Örneği: Ahmet Hâşim'in "O Belde" Adlı Şiirinin Tahlili O BELDE’NİN TAHLİLİ Mehmet KAPLAN, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, c. 2, nu. 3-4,1948, s. 231-244. Metin tahlili her nevi edebî araştırmanın esasını teşkil eder. Yazarın hayat ve muhiti, eserini izah ettiği nisbette işe yarar. Fakat asla ön planda gelen bir araştırma konusu olamaz. Şiirbir düşünce yazısı olmadığı için “tema” sözcüğünden daha çok esrede dile getirilen duygu ve hayali anlamalıyız. Şiirde tema kimi zaman bir aşk, ayrılık acısı, ölüm korkusu gibi bireysel duygular kimi zaman da başka insanlar için üzüntülerin yer aldığı toplumsal konuları da içerebilir. Ahmet Haşim CEVDETKUDRET SOLOK ON ÖLÜM ŞARKISI ŞİİRİNİN TEMASI ,KONUSU ,AHENK UNSURLARI,EDEBİ SANATLARI. AHMET HAŞİM KARANFİL ŞİİRİ TEMASI, ÖLÇÜSÜ, ANLATILANLAR,TAHLİLİ. ORHAN VELİ KANIK ŞİİR TAHLİLİ, BİR İŞ VAR İÇİNDE ŞİİR İNCELEMESİ. SEZAİ KARAKOÇ ŞİİR TAHLİLİ, BALKON ŞİİRİNİN TAHLİLİ. AhmetHaşim Üçüncü Şahsın Şiiri Gözlerin gözlerime değince Felaketim olurdu, ağlardım Beni sevmiyordun, bilirdim Bir sevdiğin vardı, duyardım Çöp gibi bir oğlan, ipince Hayırsızın biriydi fikrimce Ne vakit karşımda görsem Öldüreceğimden korkardım Felaketim olurdu, ağlardım Ne vakit Maçka'dan geçsem Limanda hep gemiler olurdu AhmetHaşim Hayatı Biyografisi Edebi Kişiliği ve Eserleri Hakkında Kısaca Özet Bilgi (1884-1933): Bağdat’ta doğdu. Babasının Arabistan vilayetlerindeki görevi nedeniyle düzensiz bir ilköğrenim gördü. Annesinin ölümü üzerine babasıyla İstanbul’a geldi. Mekteb-i AhmetKutsi Tecer ile birlikte şairi hasta yatağında ziyarete giden Ahmet Hamdi Tanpınar, yanından ayrılmak için ayağa kalktıklarında, onun, "şairlerin en garibi öldü" diye sayıkladığını kaydederler. Bunu Abdülhak Şinasi Hisar, “Şairin Ölümü” isimli bir yazısının “Dört Beş Hatıra” bölümünde anlatır. 4EsI. Merdiven Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak… Sular sarardı… yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta Eğilmiş arza kanar, muttasıl kanar güller, Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller, Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta… Ahmet Haşim Ahmet Haşim’in “Merdiven” isimli şiiri, “Piyale” isimli şiir kitabında yer almaktadır. Şiirin Biçim Yönünden İncelenmesi Nazım şekli Şiir, “serbest nazım” şeklinde yazılmıştır. Mısraların kümelenişi “3 / 2 / 3 / 2” olmak üzere dört bentten oluşmuştur. Ölçüsü Şiirde “aruz ölçüsü” kullanılmış olup “me fâ i lün / fe i lâ tün / me fâ ilün / fe i lün” kalıbıyla yazılmıştır. Şiirin uyak düzeni “abb cc dde cc” şeklindedir. Şiirdeki Ahenk Unsurları Uyak ve Redifler yaprak - ağlayarak “rak” zengin uyak solmakta – olmakta “ol” tam uyak; “makta” redif güller – bülbüller – mermer “er” tam uyak dolmakta – olmakta “ol” tam uyak; “makta” redif Şiirdeki Diğer Ahenk Unsurları Kelime tekrarları “ağır ağır, perde perde, kanar… kanar” Dize tekrarı “kızıl havaları seyret ki akşam olmakta” iki defa tekrar edilmiştir. Ayrıca “r” sesi sık kullanılarak “aliterasyon” yapılmıştır. Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi Açıklama – Yorum Şiirin, bir görünen bir de simgelerle anlatılmış, hissedilen anlamı vardır. Şiirde ilk olarak bir akşam, güneşin batışı ve ortalığı kızıl bir rengin alması tasvir ediliyor. Ancak tasvir edilen her şeyin ayrı bir anlamı vardır. İlk bakışta görünen merdiven, güneş rengi sarı yapraklar, yüzün perde perde solması, kanayan güller, dallardaki kanlı bülbüller, sararan sular, tunca benzeyen mermer ve bütün bunların oluşturduğu “gizli bir lisan” vardır. Şiirin bize hissettirmeye çalıştığı ise hüznün ağır bastığı bu akşam tablosu içinde hayatın sona yaklaştığını anlatan sonbahar mevsimidir. Zamanın geçişi ve yaşlanmayla birlikte bir korkunun da ortaya çıkışı; yüzün perde perde soluşu, bülbüllerin, suların ve mermerin aldığı renk, ne yaparsak yapalım ölümden kaçamayacağımız gerçeğinin birer yansımasıdır. Bu şiirde geçen “merdiven” hayatı, “güneş rengi sarı yapraklar” anıları, “ağır ağır çıkacaksın” sözleri de ölüme yaklaşmayı çağrıştırır. Şiirin tamamında karamsar bir tablo hâkimdir. Şiirin Dil ve Anlatımı Şiir, lirik bir anlatıma sahiptir, ancak sembolizm akımından da etkilendiği görülmektedir. Şair, “Merdiven” şiirinde kendi şiir anlayışına uygun olarak, duygu ve düşüncelerini doğrudan değil, dolaylı yönden anlatmayı tercih etmiştir. Sıfat tamlamalarını sıkça kullanarak, betimlemeler yaparak söylemek istediklerini çağrışımlar yoluyla hissettirmeye çalışmıştır. Şairin, genel olarak şiirlerindeki anlatım özelliği, anlam noktasında okuyucunun hayallerini harekete geçiren, farklı çağrışımlarla şiirin anlamını kişinin anlayışına göre genişleten bir yapıdadır. Şiirde, anlamdan çok musiki ön plana çıkmış ve mükemmel bir ses güzelliğine ulaşılmıştır. Şaire göre, şiir anlaşılmak için değil, hissedilmek için okunur. Önemli olan kelimenin anlamı değil, dizedeki söyleniş değeridir. Şiirde genel olarak sade bir dil kullanılmıştır. Ancak yer yer “sema gökyüzü, arz yeryüzü, muttasıl aralıksız, lisân-ı hafi gizli dil” gibi yabancı kökenli kelimelerin de kullanıldığı görülür. Şiirdeki Edebi Sanatlar “Alev gibi dallar”, “tunca benziyor mermer” sözlerinde teşbih benzetme sanatı vardır. “Merdiven” kelimesinde açık istiare benzeyen ve benzetilenden sadece benzetilen verilmiştir vardır. “Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer” dizesinde tecahül-i arif sanatı bilip de bilmezlikten gelme vardır. Genel Değerlendirme Merdiven şiirinin, şairin şiir anlayışına uygun olarak musikiyle iç içe olduğu görülür. Şiirde uyaklar sağlam ve eksiksizdir. Şiir ahenk ve çağrışımlarla yüklüdür. Şiire genel olarak bakıldığında, ilk dikkati çeken canlı bir doğa tasviridir. Şair, kelimelerle adeta bir tablo çizmektedir. Şairin bulunduğu ortam, dış mekân, batan güneşle birlikte karanlık bir geceye hazırlanıyor. Bu ortamda karamsarlık, hüzün ve korku; hayatının son demlerine gelmiş bir insanın ruh halini hissettiriyor. Şair, seçtiği kelimeler ve bu kelimelerden doğan ahenkle, kullandığı renklerle ve çizdiği tablolarla kendi içinde oluşturduğu dünyanın kapılarını bizler için aralıyor. Tüm bu verilerin ışığında diyebilirim ki bu şiir, Ahmet Haşim’in kendi iç dünyasını ve şiir anlayışını en iyi ifade ettiği şiirlerinden biridir. Ahmet Haşim Hayatı Ahmet Haşim, 1887’de Bağdat’ta doğdu. Babası Fizan mutasarrıflarından Arif Hikmet Bey, annesi Sara Hanım’dır. Ahmet, biri kız, ikisi erkek, üç kardeşten en büyüğüdür. Ahmet Haşim’in çocukluğu Bağdat’ta tam bir Arap çevresi içinde geçti. Şair, babasının memur olması nedeniyle pek çok yerde bulundu. Düzenli bir hayat yaşayamadı. Annesini sekiz yaşlarındayken kaybetti. Bu ölüm, onda derin ve silinmez izler bıraktı. Bu izler daha sonra şiirlerine ümitsizlik, dehşet, korku, nefret gibi karamsar duyguların yansımasına neden oldu. İstanbul’a babasıyla birlikte geldiğinde hiç Türkçe bilmiyordu. Şair, İstanbul’a geldikten sonra ilk yılı Numune-i Terakki okulunda, Türkçesini kuvvetlendirmek için okudu. Daha sonra Galatasaray Sultanisi’ne kaydedildi. Yaşı ve sınıfı ilerledikçe edebiyata olan hevesi de artmaya başladı. Bunda edebiyat öğretmeni Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun etkisi olduğu kadar, bir arkadaşından aldığı Fransız Şiir Antolojisi’nin de büyük etkisi vardı. Okulda tanıdığı bir başka edebiyat heveslisi de İzzet Melih’ti. Bu arkadaş çemberine daha sonra Hamdullah Suphi Tanrıöver, Emin Bülent Serdaroğlu ve Abdülhak Şinasi Hisar da katıldı. Zaman zaman bir araya gelerek hararetli edebiyat tartışmaları ve sohbetleri yapan bu gruptan, ilk olarak şiirleri edebi bir dergide yayınlanan Ahmet Haşim oldu. Mecmua-i Edebiye isimli bu edebiyat dergisinde Ömer Seyfettin’in şiirleri de yayınlanmaktaydı. 1907’de Mekteb-i Sultani’yi bitirince Reji İdaresine Tekel İdaresi memur olarak girdi. Bir taraftan da Mekteb-i Hukuk’a devam eden Haşim, İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atanınca hukuk öğrenimini bıraktı. İki yıl sonra İstanbul Maliye Nezareti tercümanlığına atanması dolayısıyla tekrar İstanbul’a döndü. 1909’da başlayan Fecr-i Ati hareketine katıldı. Pek çok şiiri yayınlandı. Özellikle “Göl Saatleri” ve “Şi’r-i Kamer” isimli şiirleri büyük ilgi uyandırdı. Ahmet Haşim, her ne kadar Fecr-i Âti hareketi içinde görülse de bu grubun toplantılarına pek katılmadı. Fecr-i Âti topluluğunun dağılmasından 1913 sonra uzun bir sessizlik dönemi geçiren şair, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla dört yıl ihtiyat zabiti yedek subay olarak görev yaptı. Savaştan sonra Düyun-u Umumiye ve Osmanlı Bankası’nda görev yaptı. Bu görevlerini Sanayi-i Nefise Mektebi Güzel Sanatlar Akademisi estetik ve mitoloji öğretmenliği, Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi Fransızca öğretmenliği takip etti. Ahmet Haşim, bir taraftan memuriyet hayatına devam ederken diğer taraftan da “Akşam” gazetesinde yazılar yazmaya başladı. Bu yazıların bir kısmını daha sonra “Gurabahane-i Laklakan” adlı kitabında topladı. 1921’de “Dergâh” dergisine yazdığı şiirlerin bir kısmını da “Göl Saatleri” adıyla yayınladı. 1926’da “Resimli Kitap”, “Dergâh”, “Yeni Mecmua” dergilerinde yayınladığı şiirlerini bir araya getirerek “Piyale” isimli kitabında topladı. Aynı yıllarda “İkdam” gazetesinde fıkra yazarlığı yaptı. Bu gazetede yazarken alaycı, saldırgan bir üslup kullanması, eleştirilerde ölçü gözetmemesi yüzünden sert tepkilerle karşılaştı. Bu nedenle Peyami Safa ile aralarında kalem kavgaları oldu. Hastalığının tedavisi için 1924 ve 1926’da iki kez Paris’e, 1932’de Frankfurt’a gitti ancak iyileşemeden döndü. Güncel sorunları, makalelerinin bir kısmını, Paris gezi notlarını da ekleyerek “Bize Göre” adlı kitabında topladı. Frankfurt’taki günlerini de “Frankfurt Seyahatnamesi” adlı kitabında anlattı. Son yıllarını hastalıklarla geçiren şair, bu yıllarda kıtalardan oluşan küçük şiirler yazdı. 4 Haziran1933’te hayata gözlerini yumdu. Edebi Kişiliği Ahmet Haşim’in hayal dünyasını ve dolayısıyla şiirlerindeki egemen duyguyu anlayabilmek için hayatındaki dönüm noktalarını da iyi anlamak gerekir. Şairin hayatındaki en kalın çizgiyi, bulunduğu ortama uyum sağlayamamak oluşturuyordu. Haşim’in ruhsal durumunu anlayabilmek için çocukluğuna inmek gerekir. Haşim, çocukluğunda zeki olduğu kadar duygusal bir yapıya da sahipti. Çocukluk yıllarının sıkıntılı geçmesinde hasta bir anne ve sert mizaçlı bir babanın büyük rolü vardı. Aile hayatındaki huzursuzluk, şairin ruhsal ve bedensel gelişmesinde hayli etkili oldu. Bünyesindeki zayıflık ve hassas ruhsal yapısı nedeniyle aradığı şefkati, sadece anne kucağında buluyordu. Her akşamüstü Bağdat’ın Dicle kıyılarında yaptıkları gezintiler, onları birbirine daha da bağlıyordu. Annesiyle birbirlerine çok bağlı ve çok yakın olmakla birlikte gelecekten hiç ümitli değillerdi. Korku, endişe ve ümitsizlik peşlerini hiç bırakmadı. Annesinin ölümü ise ona hiç unutamayacağı bir acı yaşattı. Okul yıllarında sıkıntıları devam etti. Aile çevresindeki şefkat eksikliğinin yarattığı yalnızlık duygusu gitgide derinleşti. Bunun sonucunda kendi kabuğuna çekilme duygusu ağır bastı. İstanbul’a uzak bir Arap çevresinde, Bağdat’ta doğduğu için okul arkadaşları arasında şaka olarak takılan “Arap Haşim” lakabı daha sonraki yaşantısında da devam etti. Bu da şairi, yabancılık, yalnızlık ve huzursuzluğa sürükledi. Haşim, çevresinde bulamadığı sevgi ve şefkati hayal dünyasında, çocukluk anılarına dönerek gidermeye çalıştı. “Şi’r-i Kamer” ve “Hilal-i Semen” şiirlerinde bu durum açıkça görülmektedir. Şair, kendisine yakınlık göstermeyen insanlara karşı bencil ve kırıcı davranırdı. Etrafındaki herkese şüpheyle bakardı. Bu ruh hali içinde sinirleri sürekli gergindi ve en ufak bir sorunla karşılaştığında ortalığı kırar dökerdi. Bu nedenle huzura erebilmek için gururunu kırabilecek kişilerden uzak dururdu. Dostlarını, çoğunlukla basit, kendisine saygı gösteren, gösterişsiz insanlardan seçmesi bundan dolayıdır. Ahmet Haşim’in şiirleri üç farklı dönemde incelenebilir Birinci dönem, şairin çeşitli etkiler altında kaldığı, yolunu bulmaya çalıştığı dönemdir. İkinci dönem, asıl edebi kişiliğinin belirginleştiği dönemdir. Bunda Fransız şair Regnier’in etkisi büyüktü. Üçüncü dönemde ise şair, klasisizme yöneldi. Ancak şair, en çok empresyonizm izlenimcilik akımının etkisinde kaldı. Ahmet Haşim’in, “Mecmua-i Edebiye” dergisinde yayınlanan şiirlerinde, o devrin bütün genç şairlerinde olduğu gibi Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin’den etkilendiği görülür. Bu döneminde o, aşk peşinde koşan, ancak aşkla kucaklaşmak yerine onun hayaliyle avunan biridir. Onda, aşk hiçbir dönemde gerçek olarak ortaya çıkmadı, sadece izleri, ıstırabı ve yıkıntıları kendini gösterdi. Şiirlerinde hayali bir sevgilinin yaşattığı aşk acılarını anlattı. Şairin, “sanat için sanat” ilkesine bağlanması ve sembolizm akımına kayması, biraz da sosyal hayatının eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. İkinci döneminde şair, yavaş yavaş kendini bulmaktadır. Bu durumunu en iyi “Melali hüzün anlamayan nesle aşina tanıdık değiliz” dizesinde ifade etti. Bu dönemde şair yavaş yavaş Abdülhak Hamit’in etkisinden kurtuldu. Bir taraftan hüznü, diğer taraftan hayatın ve doğanın yansımalarını ustaca işledi. Şiir dili daha da gelişti, iyice olgunlaştı. Acılarını gizlemeye çalıştı, şiirine canlı renkler ekledi. Dili daha etkileyici, görüşü daha keskindi. Haşim’in şiir hakkındaki görüşleri Mallerme çizgisine ve “saf şiir” anlayışına uygundur. Bu anlayışa göre, kelimelerin ses değeri anlam değerinden daha önemlidir. Şiirde, anlam açıklığı değil, ahenk önemlidir. Sesler ve kelimeler bilinçaltına seslenmeli ve bir takım çağrışımlar yapmalıdır. Şiir, anlaşılmak için değil, hissedilmek için okunmalıdır. Bu görüş sembolizm akımına da uymaktadır. Ancak şair, sembolist değildir, sadece sembolizmden etkilenmiştir. Şiirlerinde en çok “akşam, gurup gün batışı, şafak, ay, yıldızlar, deniz, göl, kuşlar, orman” sembollerini kullanır. Ahmet Haşim’in kelimeleri ve üslubu genellikle içeriğe uygun bir karakter taşır. Şiirlerinde çeşitli nazım biçimlerini deneyen şairin en beğendiği biçim “serbest müstezat” biçimidir. Bununla birlikte şiirlerinde, dörtlükleri de kullanır. Şairin kullandığı bir başka nazım şekli de “sone”dir. Şiirlerinin tamamını aruz ölçüsüyle yazan şair; üçlü, beşli, altılı ölçüleri de denedi, aynı şiir içinde bunları karışık olarak kullandığı da oldu. Gazete ve dergilerde makaleler, fıkralar ve gezi yazıları yazdı. Bu yazılar, zaman zaman iç dünyasından sıyrılan Haşim’in dış dünyayı ve orada olup bitenleri nasıl gördüğünü anlatması bakımından önemlidir. Ancak bu geçici ve yüzeysel ilişkiler ona gerçeklik duygusu kazandıramamış ve onu öznel görüşlerin etkisinden kurtaramamıştır. Buna rağmen ince nükteleri, şaşırtıcı buluşları, iğneleyici sözleri, kıvrak zekâsı ve renkli üslubu, yazılarına apayrı bir çekicilik katmıştır. Eserleri Şiirleri Göl Saatleri 1921 Piyale 1926 Bütün Şiirleri 1987 Fıkraları Gurabahane-i Laklakan 1928 Bize Göre 1928 Gezi Yazısı Frankfurt Seyahatnamesi 1933 Ahmet Haşim hüznün, efkârın, rikkatin, sonbaharın şairi ve yazarıdır. Edebiyatta sembolizm akımının Türkiye'deki başlıca temsilcilerindendir. Yazıları kadar hiç kuşkusuz, şiirleri de Haşim'in usta kalemini yansıtır. Bir kuyumcu hassasiyetiyle kelimelerini seçer, yazısını, şiirini hiç bıkmadan usanmadan bir gergef gibi işler Ahmet bir kelime fazla buluruz Ahmet Haşim'in yazılarında, şiirlerinde, ne de bir eksik. Ahmet Haşim'i okurken bir dere kenarında oturmuş, şırıl şırıl akıp giden suyun sesini ve ahengini Haşim'in Merdiven başlığını taşıyan şiiri bu eşsiz şiirlerinden biridir. Okuru sarar sarmalar nice duygulara doğru götürür Haşim'in bu ŞiiriAğır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak... Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta... Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller; Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller, Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...İnsan ömrüne, hayatına dair yazılmış en duygu yüklü şiirlerden biridir Merdiven. Üzerine söylenecek her söz fazla, her konuşma bir yük olacaktır...Bu bir gizli dildir ki, ruha dolmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...Tüm canlıların, dolu dolu bir ömür, güzel, faydalı bir hayat sürerek, eteğinde güneş rengi bir yığın yaprakla merdivenlerden çıkması, çıkabilmesi umuduyla...Ahmet Haşim Merdiven şiiri Ahmet Haşim'in Müslüman Saati başlıkı yazısı da ilginizi çekebilir. Okumak için tıklayın Ahmet Haşim'in kitaplarını e-kitap olarak da sayfayı beğendiyseniz, lütfen yorum yapmayı veAhmet Haşim'le ilgili bu sayfayı çevrenizle paylaşmayı unutmayın. Okuryazar'ı keşfedin!Okuryazar'a üye olup, daha fazla özellikten tamamen ücretsiz olarak yararlanabilirsiniz. Dilerseniz, kendinize köşe açabilir, anlık ileti paylaşabilir, yazılar kısmında ilgilendiğiniz konularda içerikler yazabilirsiniz. Ahmet Haşim Merdiven Şiiri Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarakSular sarardı yüzün perde perde solmakta Kızıl havaları seyret ki akşam olmaktaEğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller Sular mı yandı neden tunca benziyor mermerBu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta Kızıl havaları seyret ki akşam olmaktaNot Ahmet Haşim Merdiven Şiiri, sembolizmi edebiyatımızda en iyi yansıtan şiiri incelemesine bu bağlantıdanbu bağlantıdan düşünüyorsun? Sonraki gönderi Ahmet Haşim Merdiven Şiiri İncelemesiAhmet Haşim Merdiven Şiiri İncelemesi Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerdenHaşim, insan ömrünü bir insanın merdivenden çıkışına benzetmiştir. Nasıl bir insan çıkmaya başladığı merdivenin son basamaklarına geldiğinde yorulur , beli bükülür ise gençlik ve yaşlılık arasındaki tüm dönemi merdiven ile sembolize güneş rengi bir yığın rengi yaprak; solmuş, dökülmüş yapraktır. Beyazlayıp dökülen insan saçını solup dökülen ağaç yaprağına benzetir. Ağaç yaprağı sonbaharda solar sonbahar ise ölümdür. Haşim’in güneş, solmuş yaprak ifadeleri sembolizmin yanı sıra aynı zamanda empresyonizmin etkisidir. Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarakHaşim semaya bakınca iki nedenle ağlamış olabilir. Birincisi ya annesinin ölüm anını hatırladığı için ikincisi ise kendi ölüm korkusunu hatırladığı için olabilir . Ancak tek bir gerçek vardır ki sema Haşim’ e ölümü sarardı. Yüzün perde perde solmaktaSarı,kızıl,tunç,turuncu ve gecenin karanlığı , akşam Haşim’in sık kullandığı renklerdir. Bu renkleri Haşim devamlı bahsettiğimiz gibi annesinin akşamüstü ölümü nedeniyle sık kullanır. Çünkü güneşin battığı o an , havanın sarı – kızıl renklerle donandığı andır. Dizenin ikinci kısmında ise yine ölümden duyduğu hüznü sarının bir tonu olan ” solmak ” sözcüğü ile ifade havaları seyret ki akşam olmaktaŞair, kızıl hava ile günneşin battığını yani akşamın yaklaştığını ifade etmiştir ki bu dize ile baştaki dizelerde niçin korktuğunu adeta açıklamıştır. Çünkü hava kızıllaşmış ve akşam olmakta diyerek tüm bahsettiği korkuya nokta arza kanar muttasıl kanar güllerDurur alev gibi dallarda kanlı bülbüllerSular mı yandı neden tunca benziyor mermer Sembolizmin yanı sıra tam bir empresyonizm örneği olan bu üç dizede Ahmet Haşim, güneşin batış anındaki hislerini okura tablo çizer gibi aktarmaya çalışmıştır. Akşam anında güllerin duruşunu, bülbüllerin o kızıl havaların yansıması nedeniyle kanlı göründüğünü yine güneşin son ışıklarının suya yansımasını bir lisan ı hafidir ki ruha dolmaktaŞair bu dizede de yaşadıklarını anlatamadığından lisan ı hafi tamlamasıyla nitelemiş ve ruha dolmakta diyerek yine empresyonizmi benimsediğini dile getirmiştir . Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta Yine bahsi geçen havadan ne kadar etkilendiğini son dizede de vurgulayarak şiirini Haşim Kimdir ?Merdiven şiiri Ahmet Haşim tarafından kaleme alınan, edebiyatımızda sembolizm ve empresyonizmin izlerinin en belirgin olduğu şiire bakmadan önce Ahmet Haşimin şiir anlayışını etkileyen şartların iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Ahmet Haşim’i kısaca ele alacak olursak O, kendisini çirkin bulan bu nedenle aşağılık kompleksi yaşayan biridir. Bu nedenle toplum içine pek karışmamaya dikkat etmiş ve genellikle akşamları insanların evine çekildiği bir dönemde hayatına devam etmiştir. Haşim’in şiir anlayışını etkileyen ikinci önemli olay ise annesinin ölümüdür. Aslında Haşim, annesinin ölümünden çok kendi ölümünü düşündüğü için yani ölüm korkusu yaşadığı için şiirlerinde devamlı ölüm , temasını ele ölümü ve onda beliren ölüm korkusu sanatçının edebi olarak şiire bakışıyla birleşince onun şiirlerini anlamak da kolaylaşır. Haşim, şiiri ” söz ile musiki arasında, sözden çok musikiye yakın olan bir türdür.” şeklinde tanımlar. Bu da onun sembolizm akımını benimsediğini göstergesidir. Çünkü sembolizmin en önemli özelliği ahenk ve musikidir. Ölüm korkusu yaşayan Haşim , şiirlerinde sürekli annesinin ölüm anını sembolize eder. Bir akşamüstü , güneşin batışı sırasındaki o kızıl havalarda annesini kaybetmesi o an ki havanın renk değişikliğini de sembollerinde yer vermesini sağlamıştır. Ahmet Haşim hakkında detaylı bilgi için lütfen düşünüyorsun? Sonraki gönderi HÂŞİM’İN SANATI VE “MERDİVEN” ŞİİRİ ÜZERİNE BİR TAHLİL DENEMESİ İlyas YAZAR ilyasyazar MERDİVEN Şiiri Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak… Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta… Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafîdir ki rûha dolmakta Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta… AHMET HÂŞİM1 Tanzimat sonrasında Tük şiirinin önde gelen şairlerinden biri olan Ahmet Hâşim’in hayatı, şahsiyeti ve sanat anlayışına kısacık da olsa değinmeden “Merdiven” şiirini tahlil etmenin uygun bir davranış olmayacağı kanaatindeyiz. Şiirin anlaşılması geniş ölçüde şâirin hayatıyla bağlantılı olduğu için konuya Ahmet Haşim’in hayatı ve şiir dünyasıyla başlamak istiyorum. Ahmet Hâşim 1884 yılında Bağdat’ta dünyaya gelir2. Mutasarrıf Arif Bey’in oğlu olan Hâşim’in anne tarafından da ilmiyye sınıfıyla yakınlığı olduğunu görüyoruz3. Babasının mesleği gereği kısa süeli varyantlarla değişik bölgelerde bulunan şairin, eğitimi ve yetiştirilmesi konularında meydana gelen aksamalar zamanla ciddi sıkıntılar oluşturmuştur. On iki yaşlarında İstanbul’a gelen Hâşim, eğitimindeki kopuklukların neticesi olarak Tükçeyi güçlükle konuşabilmektedir. Bu durum, kendine uygun ortam ve çevre edinme konusunda şâir için olumsuz bir yaklaşımdır. Bunun bilincinde olan Hâşim, bu yıllarda edindiği çevre ve arkadaş gruplarıyla Galatasaray Lisesi öğrencilik yıllarını iyi değerlendirir. Özellikle taşradan gelmiş olmanın verdiği sıkıntılı atmosferden uzaklaşarak şiire başlayışı ve sanatçı dostlar edinişi, lisedeki öğrencilik yıllarına tekâbül eder. Hâşim liseyi bitirdikten sonra bir yandan hukuk tahsiline, diğer yandan da reji idaresi memurluğuna başlar. İzmir Sultânisi Fransızca Öğretmenliği teklifini kabul ederek hayatına yeni bir yön veren şâir, Duyûn-ı Umumiye memurluğu, Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi’nde öğretmenlik görevlerinde de bulunur. Sanatının en verimli çağında yakalandığı amansız bir hastalık, 4 Haziran 1933’te O’nu bizlerden ayırmıştı. Hâşim’in ölümü üzerine O’nu yakından tanıyanlardan Abdülhâk Şinasi HİSAR, sevmeye ve sevilmeye doyamamış olan şairin, ölümden korktuğunu ifade ederek şunları söylemektedir “Ahmet Hâşim, şiiri her şeyin fevkinde düşünüdü. Şiir, onca hayatın ve dünyanın icmalini yapan bir tat, bir iksirdi. Şiiri ondan çok seven bir adam görmedim.”4 Hâşim’in yaşam felsefesini şiirlerinden yola çıkarak algılamak mümkündü. O, son derece gururlu, zor beğenen, eleştiriye kapalı, acınmaktan nefret eden bir mizaca sahipti. Bu özellikleri ve içe kapanıklığı onu çevresine ve hayata kuşku ile bakan bir şahsiyet haline Sanatçının sanat hayatında ve şahsi yaşamında bu septik yaklaşımı ve bedbin yaşam felsefesini görüyoruz. Bu bakımdan Hâşim’in şiirleriyle iç dünyası ve ruhsal yapısı arasında ciddi paralellikler olduğunu söyleyebiliriz. Zaman ve hadiselerin haşin, hırçın ve uyumsuz bir insan yaptığı Hâşim, bu durum karşısında kendisine yaşamak için “hayâlî” bir alem kurar. Hayal kavramı aynı zamanda sanatçının söyleminin ve ferdi psikolojisinin de anahtarını Şairlerin sanat eserlerinde ekseriyetle ferdi hislerinin terennümü içinde olduklarını görüyoruz. Bu terennümde, şiiri oluşturan şekil ve ahenk unsurlarından geniş ölçüde yaralanmış olmaları sanat eserinin değerini arttırmaktadır. Sanatçı kullandığı kelimeleri özenle seçer ve bunlarla şiirini bir kanaviçe gibi işler. Sanat eserinin sırlarını ancak kendisine hususi sualler soranlara açacağını ifade eden M. Kaplan, tahlil çalışmalarının ehemmiyetini dile İşte, biz de Hâşim’in “Merdiven” şiirinin kendine has dünyasına bu zaviyeden bakmanın yararlı olacağını düşünüyoruz. Şair öncelikle diğer şiirlerinde olduğu gibi Merdiven şiirinde de akşamı ve güneşin batışını konu olarak seçmektedir. Şiirin genelinde tasvir edilen tabloda kızıl renk ve onun diğer tonlarının ağır bastığını görüyoruz. Hâşim, sanatçı yönü itibarı ile hep sarı, kırmızı ve kara renklerini kullanan bir kişiliğe sahipti. Kırmızıyı kızıl, kan, gül ve alev gibi kelimelerle ifade etmektedir. Şair eserlerinde akşamın alev ve kan kızıllığı ile kendi evrenini Dış dünyaya ait olan sular, ağaçlar, kuşlar kısaca bütün tabiat akşam vakti bambaşka bir görünümdedir. Şiirde bu anın şairin hayalinde uyandırdığı izlenimlerle yeniden biçimlendiği görülmektedir. Hayattan umduğunu bulamayan insan arkasında bir yığın üzücü hatıra bırakarak ömrünün sonuna doğru yaklaşır. Akşamın ve güneşin batışının verdiği hüzün onu çaresizlik içinde yaşlı gözlerle semaya bakıtır. Aynı düşünce yoğunluğunun Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” şiirinde; “Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli” dizelerinde de tema ve söyleyiş yönüyle pek farklı olmadığını söylemek mümkündür. Batan güneşin kızıllığında sular sararmış, yüzler solmuştur. Güneşin ışıkları gibi yaşama gücü ve güzel umutlar, yavaş yavaş yok olmaktadır. Merdiven şiirin ilk bölümünde insan hayatı olan ömrü bir merdivenle biçimlendirilmektedir. Ağır ağır çıkılan merdivenler, insan olarak hayatımızın geride kalan yıllarının ifadesidir. İnsanın çocukluk, gençlik ve ihtiyarlık devreleri göz önüne alındığında şiirin son devreyi yansıttığını görüyoruz. Çünkü geride bırakılan her dakika, insanı ölüm gerçeği ile yüz yüze getirmektedir. Şair bu keyfiyeti bizlere sanatçı kimliğini konuşturarak tabiattan aldığı ağaç, ağlamak ve sararmış yaprak gibi kavramlarla çağrışım yaptırmaktadır. İnsanın, hayatının son dönemlerindeki fiziki görünümündeki değişimler şairin ifadesinde, yüzlerin perde perde solması şeklinde belirtilmektedir. Bu umutsuzluğun, sıkıntının ve bıkkınlığın duyurulmaya çalışıldığı şiirde zaman güneşin gurûba meylettiği akşam vaktidir. Umutsuzluk, bıkkınlık ve hüzün “bir lisân-ı hafî” gibi insan ruhunu doldurmakta ve onu karamsarlığa sürüklemektedir. Şaire göre bunu anlamak ve anlatmaksa oldukça güç bir durumdur. Ahmet Hâşim, şiirlerinin çoğunda olduğu gibi burada da akşamın ve batan güneşin etkisindedir. O’nun, realitenin silindiği bu anlara sığınması, gerçek hayatta bulamadığı yakınlığı, hayal dünyasında oluşturduğu itibari âlemden beklediği içindir. Nazan Güntük’ün bu sığınmanın gerçekte avuntudan öte bir şey olmadığını ifade Hâşim’in sevmediği kendi varlığının dışına çıkma isteği Merdiven şiirinde de âşikârdır “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” Bu çıkış, bu yükseliş onu bulunduğu yerden kurtaracaktır. Yine “Yollar” ve “O Belde” şiirlerinde de bu duyguyu hissetmekteyiz. Hâşim, sonuçta kendi yarattığı aleme erişememiştir. Bu istek “Yollar” şiirinde de, gecenin inen zalim karanlıklarıyla yarıda kalır. Biz bu ulaşamayışın üzüntüsünü işte “Merdiven şiirinin üçüncü mısraında görmekteyiz “Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak” Hâşim’in ölünceye kadar madde ile ruh arasında kararsız gezintiler yapan büyük bir çocuk olarak kaldığı görüşünün10 eserlerinden hareketle yola çıkıldığında isabetli bir karar olduğu kanaatindeyiz. Şiirin ikinci kısmında mermer bir havuz, akşam güneşinin de tesiri ile tunç rengini almıştır. Bu havuzun içindeki sular ve bütün tabiat yanar haldedir. Tabiat da umutsuz, bıkkın insan gibi batan güneşle beraber gecenin, karanlığın hüznünü yaşamaya hazırlanmaktadır. Şair burada müzikle resmi birleştirmektedir. Şiirdeki ahenk kulağımıza hoş gelirken, kelimelerle de gözümüzün önünde bir tablo çizilmiştir. Hâşim, şiirde mûsikî ve resme önem veren bir sanatçıdır. Şiirde mânâdan ziyade kelimelerin söyleyiş özelliğine yönelir. Çünkü O, sözün mananın zarfı olduğu ve şiirin sözden ziyade mûsikîye yakın olduğu “Merdiven şiirinde duyguların açıkça belirtilmediğini, bir takım sembollerle Hâşim’in gizli bir duyguyu ifadeye çalıştığını gözlemliyoruz. Bu yaklaşım, O’nun sembolik sanatın tülü yorumlara yol açan niteliğine bağlı kaldığı görüşünü de doğrular “Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…” Akşamın böylesi ancak bazı ruhlara dolan gizli bir söyleniş ve gizli bir anlaşmadır. Zira Hâşim’e göre mânâ, âhengin telkinâtından başka bir şey olarak da Dönemine göre sade bir dil ve akıcı bir üslûpla yazılan şiirde, anlam yoğunluk kazanmıştır. Şair akıcılığı bozmadan edebi sanatlardan da istifade etmiştir. “Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?” dizelerinde akşam güneşinin ışıklarının suya yansımasıyla suyun yanıyor gibi görünmesi, beyaz mermerin aynı sebeple koyu kızıl bir renk alması, güneşin durumu itibariyle doğal bir olaydır. Ancak şair bilinen tüden bu olayları bilmezlikten gelerek “tecâhül-i ârif” sanatı yapmıştır. Yine; “Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller” dizesinde anlamı güçlendirmek için gülün akşam güneşiyle aldığı renk kan rengine benzetilmiştir. Ayrıca, gülün daldaki duruşu ve renginin de kanayan yaraya benzetilmesi şiirdeki âhengin sağlanmasında gösterilen hünerin şiir diline yansımasıdır. Cemil Meriç, şiirle mûsikînin bir elmanın iki yarısı olduğu görüşünden hareketle mûsikînin saf, şiirin karışık, mânânın âhenkle izdivacı olduğunu ifade Realist bir gözle bakıldığında “Merdiven” şiirinde de şiirle mûsikînin içiçe olduğu görülü. Şiir aruzun Me fâ i lün / fe i lâ tün / me fâ i lün / fa’lün kalıbıyla yazılmıştır. Merdiven şiirinde baştan sona “r” sesinin hakimiyeti ve tekrarı mûsikînin oluşmasında etkili olmuştur Ağır ağır, bir, merdivenlerden, eteklerinde, rengi, yaprak, ağlayarak, perde perde, ruha, seyret, arza, kanar, güller, mermer, …vs. Merdiven şiirinde kafiyeler sağlam ve eksiksizdir. Rediflerse canlı ve eylemlerin devamlılığını hissettirmektedir Olmakta, dolmakta, solmakta,…vs. örnekler bizi doğrular yapıdadır. “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” dizesi basit bir emir cümlesi gibi görünse de hakikatte âhenk ve çağrışım yüklüdü. Buradan hareketle şairin şiir dilini yakaladığı kanaatindeyiz. Şiiri okudukça, bize “yeter artık” dedirtmeyen duyguyu şiirin kendi lisanında buluyoruz. Merdiven şiirinde genel çerçevesi içerisinde bakıldığında ilk dikkati çeken hususlardan birisi canlı bir tabiat tasviridir. Hâşim’in kelimelerle çizdiği bu hârikulâde manzara O’nun bir ressam kadar ince ruhlu oluşunu gösterir. A. Hamdi Tanpınar, Hâşim’in bu yönüyle ilgili kanaatini, “…belki acemi ve biraz kekeleyen bir lisanla da olsa hilkat onu bir nev’i ressam yaratmıştı,” şeklinde ifade Şairin bulunduğu ortam, dış mekan, batan güneşle birlikte karanlık bir geceye hazırlanıyor. Bu hazırlanmada karamsarlık, tedirginlik, üzüntü ve korkunun, hayatının son demlerine gelmiş, hazanlarını yaşayan insanların hâlet-i ruhiyelerindeki manevi baskısını ve vicdani sorumluluğunu hissetmekteyiz. “Merdiven şiirinde, ancak muhteva ve şairinin duygu dünyası ile izah edilebilir. Hâşim, seçtiği kelimeler ve bu kelimelerin yan yana gelişinden doğan âhenkle, kullandığı renklerle ve çizdiği tablolarla kendi dünyasında oluşturduğu îtibâri âlemin kapılarını bizler için aralamaktadır. Bize de samimiyetle o kapıdan içeri adım atarak Hâşim’in iç dünyasına kısa süeli de olsa konuk olmak düşüyor. Merdiven şiiri tahlili * Buca [1][1] Ahmet HÂŞİM, Bütün Şiirleri, Haz.Asım BEZİRCİ, İst.,1985 [1][2] Değişik kaynaklarda Ahmet Haşim’in doğum tarihi ile ilgili olarak 1883, 1885, 1887 gibi farklı tarihler zikredilmektedir. [1][3] Atilla ÖZKIRIMLI, Ahmet Hâşim, İst., 1975, [1][4] A. Şinasi HİSAR, Ahmet Hâşim’in Şiiri ve Hayatı, İst., 1963, s. 148 [1][5] Atilla ÖZKIRIMLI, s. 19 [1][6] Sadık TURAL, “Ahmet Hâşim’in Hayatının Ana Çizgileri”, Şahsiyetler ve Eserler, Ank., 1993, s. 112. [1][7] Mehmet KAPLAN, Şiir Tahlilleri, İst., 1975, s. 5 [1][8] Yrd. Doç. Dr. Hüseyin TUNCER, Meşrutiyet Devri Tük Edebiyatı, İzmir, 1994, s. 192. [1][9] Nazan GÜNTÜRKÜN, Ahmet Hâşim’in Ruh Ülkesi, İst., 1994, s. 29. [1][10] Rıfat Necdet EVRİMER, Fecr-i Âti Şairleri ve Ahmet Hâşim, İst., 1959, s. 46. [1][11] Yrd. Doç. Dr. Hüseyin TUNCER, Edebiyat Araştırma ve İncelemeleri,İzmir, 1994, s. 62. [1][12] Nazan GÜNTÜRKÜN, s. 41. [1][13] “Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar”, Dergâh, nr. 8, 5 Ağustos 1337/ 1921, s. 114. [1][14] Cemil MERİÇ, Mağaradakiler, İst. 1978, s. 64. [1][15] A. Hamdi TANPINAR, Edebiyat Üzerine Makaleler, İst., 1969, s. 335. Merdiven Şiiri KAYNAKÇA ERCİLASUN, Bilge, “Ahmet Haşim ve Şiiri”^Töre Dergisi, Sayı 109, 1980 TANRIPINAR, Ahmed Hamdi, Edebiyat Üzerine Makaleler, İstanbul. 1977 AKYÜZ, Kenan, Modern Tük Edebiyatının Ana Çizgileri, İstanbul, 1995 HAŞİM, Ahmet, Şiirler Haz. Kenan Akyüz, İstanbul. 1973 ENGİNÜN, İnci; KERMAN, Zeynep, Mehmet Kaplandan Seçmeler I, Ankara 1988 BANARLI, Nihat Sami, Resimli Tük Edebiyatı Tarihi, II. Cilt BÜYÜK LAROUSSE Sözlük ve Ansiklopedisi, 8. cilt, sayfa 4011 İstanbul, 1992 KAPLAN, Mehmet, Şiir Tahlilleri –1- Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, İstanbul 2002 KERMAN, Zeynep, Yeni Tük Edebiyatı İncelemeleri, Ankara 1998 Ekleyenin notu Merdiven şiirinin tahlili yazısında koyu renkleri belirgin olması için biz çizdik. Merdiven şiirinin tahlili önemli bir yazıdır. Çünkü Merdiven şiiri Ahmet Haşim’in sanat anlayışının bir özetidir. Hattâ Merdiven şiiri sembolizm akımının Türk edebiyatındaki etkilerini gözler önüne serer. Türk edebiyatının en önemli sembolist şairi Ahmet Haşim bu ününü Merdiven şiirine borçludur. Bu sayfaya merdiven şiiri, merdiven şiirinin tahlili, merdiven şiirinin çözümlemesi, ahmet haşim ve merdiven şiiri aramaları ile gelmiş olmanız muhtemeldir.

ahmet haşim merdiven şiiri yorumu