Birçokünlünün doğal yaşam için tercih ettiği köy hayatı insanların köy yaşamı ile ilgili bilgi edinmeye çalışmasına neden oldu. Şehir hayatının beton yığınından, trafik çilesinden ve ekonomik olarak zorlayan tercihlerinden bunalan birçok kişi artık köylere dönüş yapmaya başladı. Bunlar “ Arzı Kız “, “Altın Beşik” ve “Ayuv dağ”” efsaneleridir. 60. Kırım efsanelerini toplama ve neşretme işleri ile uğraşanlardan R. M. Vul, V. İ. Şlayapoşnikov, G. Taran gibi isimleri saymak mümkündür. Ancak bu eserler düzeltilmiş ve sözlü edebiyat ürünü olmaktan çok, yazılı edebiyat ürünü hâline Yıllar ilerleyip de Arif ŞİRİN, “Ozan Arif” olmaya başladığında derdine yeni dertler eklenir. Oğlunun hayatı ile ilgili duyduğu endişe, mahkemeler, soruşturmalar baba yüreğinde derin yaralar açar. Bir günü bin güne bedel yıllar onu erken ihtiyarlatır, ancak verdiği mücadeleden hiçbir zaman alıkoyamaz. Gogolun çocukluğu köy hayatı ile ve yoğun kazak kültürü etkisi’nde geçer. Bu hayatın etkisi ileride yazacağı eserlere de yansıyacaktır. Gogol gençlik yıllarında şiire ve edebiyata ilgi duyar. 1828’de Petersburg’a gider. Orada memur olmayı ve bir şekilde geçinmeyi umar ancak işler umduğu gibi gitmez. Fıkraları ile ünlü olan Nasrettin hoca hazır cevap yönü ve olaylara karşı mizahi bakış açısı ön planda olan bir şahıstır. 1208 yılında doğduğu ve Sivrihisar’da iken bir medresede eğitim gördüğü söyleniyor. Bir gün babası vefat eden Nasrettin hoca tekrar köyüne dönerek burada köy imamlığı yapmaya başlar. Bursa Gece Hayatı Ülkenin en kalabalık şehirlerinden olan Bursa ilinde gezilecek çok güzel yerler bulunmaktadır. Özellikle kış turizminin gelişmiş olduğu bir bölge olan Bursa ilinde gece hayatı da ilgi çekicidir.Bursa’da Bar, pub, Club, meyhanelerden oluşan nezih mekanların yer aldığı Bursa’da gece hayatı deneyimini yaşamak sizlere farklılık katacaktır. H6Pa4. Abdalın Dostluğu Köy Görününceye Kadar Bize yakın gibi görünen, bizimle dostluk kuran insanların çoğu, belli bir çıkar peşindedirler. Aslında bizi gerçekten sevmezler; ancak bizden herhangi bir konuda yararlandıkları için, dostumuzmuş gibi görünürler. İşlerini bitirdikleri, yani çıkarını sağladıklarında ise bizden uzaklaşırlar. Çıkar sağlayabilecekleri daha iyi birisini bulduklarında bizi terk eder, o kişiye yönelirler. Onlarda ’Köprüyü geçene kadar ayıya, dayı diyeyim.’’ Mantığı vardır. Elbette bizler ayı değilizdir; ancak onlar o gözle bakarlar bize ve köprüyü geçtikleri an, yüzümüze bile bakmazlar. Bu tür çıkarcı kimseler, şahsiyetsiz kimselerdir. İnsan biri ile dost ise her daim dost olmalıdır. Çıkarını elde ettikten sonra dostunu satan adam değildir. TONGUÇ’UN ÖZEL ARŞİVİNDEN CUMHURİYET EĞİTİM TARİHİ BELGELERİ 1Işık KansuANADOLU GÜNEŞİCumhuriyet Türkiyesi’ne özgü devrimci eğitim, uygarlaşma, bilgisizlikten sıyrılma atılımı olan Köy Enstitülerinin kuruluşunun 80. yıldönümü. Köyün aydınlatılması düşüncesi ve çabasının, zaferden hemen sonra, özellikle de Cumhuriyetin ilanından sonra devrimci kadroların üzerinde duyarlıkla eğildiği konulardan biri olduğu bilinir. Vasıf Çınar’dan başlayarak Mustafa Necati, Reşit Galip, Saffet Arıkan gibi milli eğitim bakanlarının her biri, yakın kadroları ile birlikte Köy Enstitülerine evrilecek olan köyde ve köy için eğitim seferberliği sürecine önemli katkılar sunmuşlardır. Köy Enstitüleri, Hasan Âli Yücel’in milli eğitim bakanlığı, İsmail Hakkı Tonguç’un da ilköğretim genel müdürlüğü döneminde yaşama geçmiş, Anadolu’nun ters giden tarihine bir güneş gibi doğmuş, daha sonra bu ışıklanma, tutucuların, gericilerin ve emperyalist sömürgenlerin çıkarları uğruna balçıkla sıvanmıştır. Köy Enstitülerinin Tonguç Babası, yalnızca bu kurumun kurucusu olmakla kalmamış, görev yaptığı her aşamada, önemli gördüğü neredeyse her belge, bilgi, mektup vb. resmi yazışmalarından birer örnek alarak ya da asıllarını biriktirerek eğitim tarihimize önemli bir kalıt bırakmıştır. Oğlu Engin Tonguç, yaşama veda etmeden önce babasının bu kalıtını sonsuzlaştırmak adına İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı’nı kurmuş ve bu belgeleri o vakfa devretmiştir. Köy Enstitülerinin 80. yılında gazetemizde yayımlamaya başladığımız bu dizi yazıda, işte o vakıfta bulunan 10 bini aşkın belgenin arasından seçtiğimiz önemli saydığımız kimi rapor, yazışma ve fotoğraflara yer vereceğiz. Belgeler, neredeyse bir avuç Cumhuriyetçi eylem ve düşün insanının; çağdışı, eğitimden yoksun ve çaresiz bırakılmış, yoksul, bağımlı bir toplumu, gönlü ve aklı birleştirerek hangi koşullarda çağın düzeyine yükseltmeye çabaladıklarını göstermesi bakımından ders verici KEZ GÜN IŞIĞINA ÇIKIYORCumhurbaşkanı Atatürk’e 1930 yılında sunulan “Maarif Programımızın Esasları” raporu KÖYLERDE OKURYAZAR VE ÜRETİCİ YETİŞTİRMEK İÇİN KÖY YATILI OKULLARI AÇILACAK. İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı’nda bulunan ve ilk kez gün ışığına çıkan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e, 1930 yılında sunulan “Maarif Programımızın Esasları” adlı raporda, köy çocuklarına ve köy okullarına özel önem verildiği görülüyor. Özgür, bağımsız ve laik Cumhuriyeti geliştirecek yurttaş yetiştirme ilkesinin benimsendiği vurgulanan raporda, bireye yeteneği ve becerisini en yüksek düzeyde ilerleteceği bir eğitim derecesine yükselmesini sağlamak ve eğitim sistemini demokratikleştirmek amacına yer verildi. Derste çocuklara bilimsel anlayışın ve düşünüşün verilmesi gerektiği kaydedilen raporda, köylerdeki eğitim ile ilgili şu belirlemelere yer verildi “Köylerde mektep binası, Köy Kanunu’na tevfikan uyularak halk tarafından ve idare-i hususiyenin özel idarenin yardımı ile vücuda getirilmektedir. Köylerde ilk tahsilin inkişafına gelişmesine mani olan mühim sebeplerden biri binasızlıktır. Bunun önünü almak ve kısa birzamanda köylerde okuttuğumuz çocukların nispetini oranını şehirlerde okuttuğumuz çocukların nispetine çıkarmak için vilayetlerin inşaat tahsisatından ödeneğinden köy mektepleri inşaatına muavenet yardım kısmını her sene bir miktar daha arttırmak esas gayelerimizden biridir.” Raporda, nüfusu uygun olan köylere her yıl daha fazla öğretmen gönderileceği, nüfusu az olan ya da okul yapılamayacak olan dağınık köylerde çocuklara eğitim vermek için gezici öğretmenler örgütü oluşturulacağı gündeme getirildi. Benzer 19 köyde, köy yatılı okulları açıldığı vurgulanan raporlarda, köy yatılı okullarının, köylerde okuryazar ve daha iyi üretici insan yetiştirme amacına yönelik olduğuna dikkat çekildi. Köy ve kasabalarda yeni Türk harflerini öğrenmiş olanlar için okuma odalarının açılmaya başlandığı aktarılan raporda, 1929’da köy odalarına 60 bin kitap gönderildiği bilgisine yer verildi. 1935’te yapılan İlk Eğitim ve Öğretim Komisyonu Çalışma RaporuİLKOKUL’, İLK HALK OKULU’ DİYE TANIMLANIYORKadın-erkek eşitliği Nakış, dikiş yerine erkek ve kız öğrenciler için “aile bilgisi” dersi. Köy ilk halk okullarının eğitim ve öğretim planına, çevre koşullarına uygun sağlık, tarım ve zanaat dersleri konulması Enstitülerinin kurulması için öncül adımların atılmasına olanak sağlayan Saffet Arıkan’ın Milli Eğitim bakanlığı döneminde, ilkokullara “ilk halk okulu” adı verilmesinin gündeme getirildiği belgelendi. İsmail Hakkı Tonguç’un özel belgeliğinde yer alan ve Arıkan’ın Milli Eğitim bakanı, Tonguç’un da ilk öğretim Genel Müdürü olduğu 1935 yılına “İlk Eğitim ve Öğretim Komisyonu Çalışma Raporu”, Köy Enstitülerine doğru evrilen sürece ilişkin önemli ipuçları veriyor. Kendi el yazısı ile düzeltmeler yapması nedeniyle Tonguç’un kaleminden çıktığı anlaşılan rapora göre, CHP’nin 4. büyük kurultayında kabul edilen programın “ulusal eğitim” bölümü, çeşitli Avrupa ülkelerinin ilkokul programları, uluslararası eğitbilimcilerin yazdıkları kitaplar gibi kaynaklardan yararlanan komisyona, Milli Eğitim Bakanlığı incelemek üzere kimi işler veriyor. Bunların arasında, “Köylerdeki okullarda sağlık, yaşayış ve içinde bulunduğu çeven çevre şartları ile ilgili olarak tarım ve zanaat fikirleri verilecektir” hedefi de bulunuyor. Raporun ilerleyen sayfalarında, köy okullarının, eğitim ve öğretim planı ve ana ilkeler açısından kent okullarını programından belli başlı bir ayrılık göstermediğinin altı çiziliyor ve şu ayrıma gidiliyor “.. teşkilatındaki özgülük, hayat, tabiat ve yurttaşlık bilgilerine ve iş dersine köyde verilen farklı mahiyet, sağlık, tarım ve zanaat fikirleri ile köy çeveni çevresi şartlarının zaruri zorunlu kıldığı bir ayrılık gösterilmiş ve buna ait bir fasıl bölüm konulmuştur.” Köy okulları için bir ders ve öğretim planı hazırlandığı ifade edilen raporda, köy çocuklarına ilişkin hedefler şöyle belirleniyor “Okulsuz köy çocuklarını okutabilmek için santral halk okullarında açılacak pansiyonlar için öğrenek ders projesi hazırlandı. Gerek sömestrli okullardaki yaşı uygun, gerek diğer köy halk okullarından birinci devreyi bitiren zeki ve yetenekli köy çocuklarının devlet hesabına köy tarım, zanaat, öğretmen okullarında ve daha yüksek okullarda okutulmaları için yalnız ikinci devresi bulunan bir bölge okulları tipi kabul ve buna ait proje hazırlandı.”HALK OKULURaporda, ilkokullar için “ilk halk okulu”, köy ilk okulları için de “köy halk okulu” nitelemesi yapıldığı özellikle dikkat çekiyor. İlk halk okullarının amaçları ve ilkeleri şöyle - Halk okuluna devam eden çocukları, kuvvetli cumhuriyetçi, ulusçu, halkçı, devletçi, laik, devrimci yurttaşlar olarak yetiştirmek. - Halk okulu, talebesinin öğrencisinin fikir ve bedence gelişmesine öncü verir öncelik verir. Onları sağlam vücutlu, şen ve gürbüz yurttaşlar olarak yetiştirmeye, karakterleri bakımından da ulusal derin tarihimizin gösterdiği yüksek derecelere çıkarmaya çalışır. - Halk okulu, eğitim ve öğretiminde güdülen amaç, bilgiyi talebeye maddi hayatta başarı elde ettiren bir aygıt haline getirmektir. - Halk okuluna devam eden her vatandaşa, modern iş hayatının önemli araçlarından faydalanabilmek, bilgi ve becerilerini kazandırmak ve bu bilgi ve becerileri kendinden başkalarına faydalı kılma şuurunu kazandırmak. İlk halk okulunun teknik işlerine ilişkin önerilerin de yer aldığı raporda, eşitliğe özel özen gösteriliyor. Ev idaresi, nakış, dikiş dersleri yerine “aile bilgisi” adlı ders kabul ediliyor. Bunun gerekçesi de şöyle açıklanıyor “Bu dersin erkek talebeye de gösterilmesi şartıyla müfredat yeniden düzenlendi. Yalnız kızlara özgü işler yaptırılırken erkek talebenin de aile bilgisi dersiyle ilgili resim ve iş ile meşgul edilmesi uygun görüldü.”80. YILDA KÖY ENSTİTÜLÜLER ANLATIYOR-1 Mustafa GazalcıYARINA ÜMİTLE YÜRÜYENLER....1940’lı yılların koşullarında eğitmenler, öğretmenler, gezici başöğretmenler; dağlardan kır çiçekleri toplar gibi o yoksul halk çocuklarını, Türkiye’nin 20 yerine dengeli olarak dağılmış eğitim güneşinin, Köy Enstitülerinin altına topladı. Enstitülerin kuruluşu 17 Nisan, adı konmamış bir Eğitim Bayramı’dır. Köy Enstitüleri KE, Cumhuriyet tarihinin en önemli eğitim destanıdır. Bu destanın 80. kuruluş yıldönümü. Ne yazık ki planlanan etkinlikler koronavirüs nedeniyle iptal edildi. Biz bu ortamda, bu kurumları yaratanlara karşı bir ölçüde borcumuzu ödemek istedik. Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç zamanında açılan 20, Van’da 1948’de açılan Ernis ile sayıları 21’i bulan 165 mezunla yaptığımız anket ve konuşmaların kimilerini değiştirmeden aktarmayı düşündük. Dizide, 2015’te “Mezunları Üzerine Bir Araştırma, Köy Enstitüleri Sistemi” adıyla Bilgi Yayınevi’nden yayımlanan kitabımız için hazırlanmış anket sorularına verilen çarpıcı yanıtlardan bir bölümünü bulacaksınız. Mezunlar, yokluk, yoksunluk içinde, kimisi yürüyerek kimisi eşekle, kimisi kamyonla engelleri aşa aşa okullarına geldiklerini anlatıyorlar. Enstitülerde okul binalarını kendilerinin yaptığını, iş eğitimi içinde ürettiklerini, özgürce okuduklarını, eleştirdiklerini, sanatla uğraştıklarını ÇEVRİLEN YILLAROrtaya bu eğitim destanın nasıl var edildiği çıkıyor. Ardından destanın hüsrana çevrildiği yıllar geliyor. Mezunlar, yetişip kişiliklerini buldukları yuvalarının bozulmasına, yıkılmasına içleri kanayarak tanıklık ediyorlar. Bu kurumları kimin bozduğunu, yıktığını da vurguluyorlar. Bu yanıtları verenlerin bir bölümü yaşıyor. Bir bölümü de ne yazık ki aramızdan ayrıldı. Orhan Veli Kanık’ın şiiri onları şöyle ölümsüzleştirmiş “Ellerinde nasır/ Yüzlerinde nur./ Yarına ümitle yürüyenler.” Evet, onlar yarına büyük umutlarla yürüdüler, ne yazık ki tomurcukken kurumları yok edildi. Ancak Köy Enstitülerinin ilkeleri, düşüncesi 80 yıl sonra da dimdik ayakta. Yarının aydınlık eğitim düzenini kuranlar bu sistemden çok yararlanacaklar. Çünkü Köy Enstitülerinde uygulanan ilkeler, evrensel eğitim değerlerine uygun ilkeler. KIZLAR OKUSUN DA ERKEKLER SINAVSIZ OLSUNAyşe Baysal- İvriz Mezunu1950- Köy Enstitülerine KE kayıt sürecini kısaca anlatır mısınız?1945, kıtlık ve yokluk yılları... İlkokulu bitireli 2 yıl oldu. Benim küçüğüm kız kardeşim yeni bitirdi. KE ilk mezunları köylere öğretmen olarak dönmeye başlamıştı. Onların yaşam koşulları köydekilerden çok iyiydi. Herkes erkek çocuğunu KE’ye göndermek istiyor. Dinsel baskı kızların okutulmasını engelliyor. Bunu gören yöneticiler, bir kız getiren erkek öğrencinin sınavsız kabul edileceğini duyuruyor. Bu duyuru köyde erkek çocuğunu enstitüye göndermek isteyen aileleri, çocuğunun okula gitmesini sağlayacak kız çocuk aramaya yöneltiyor. Ben köyde iş yapamayan, hastalıklı biriyim. Kardeşim ise daha güçlü idi. Oğlunu okula göndermek isteyen bir akrabamız babama baskı yapmaya başladı. Kızlardan biri oğluna yoldaş olarak gitmeliydi. Annemin “bu nasıl olsa köyde işe yaramıyor, Allah belki bir kısmet verir” düşüncesiyle benim enstitüye gitmeme karar verildi. Kardeşim dinsel baskı sonucunda okumaktan mahrum oldu. Ermenek ilçesinin Uğurlu köyünden yürüyerek Karaman’a, oradan da trenle İvriz Köy Enstitüsü’ne ulaşmamın macerası kısaca böyle KE’de verilen eğitimin niteliği nasıldı?KE’deki eğitim yaparak, yaşayarak öğrenmeydi. Böylece ezbercilikten uzak davranış değişikliğine esas olan çağdaş bir eğitim sistemiydi. Teorik derslerde kafa gelişirken, öğrenilenler iş eğitimiyle davranışlara Enstitüleri kim kapattı?Çıkar çevrelerin baskısından ürken o yılların yöneticileri özellikle CHP’nin kalantorları ve DP’nin maskeli politikacıları KE’yi Bugünün koşullarına uyarlanmış Köy Enstitüleri olsa çocuğunuzu bu okullara gönderir miydiniz?Seve Beğendiğiniz üç eğitimcinin adı?Mustafa Necati, Hasan-Âli Yücel, İsmail Hakkı Cumhuriyet döneminde beğendiğiniz üç siyasetçinin adı?Atatürk, H. Â. Yücel, Dr. Refik Saydam- KE üzerine ne söylemek istersiniz?Taassubun baskısından ve işkencesinden çıkarıp aydınlığa kavuşturan KE’ye ve kurucularına şükranlarımı sunmaktan başka ne diyebilirim. KE’de edindiğim temel ilkeleri 45 yıllık eğitimcilik, öğretmenliğim, bireysel yaşamımda uygulayabildiğim için mutluyum. Ayşe Baysal sonra beslenme alanında profesör oldu.KAPATANLAR EĞİTİM CİNAYETİ İŞLEMİŞTİRYazar Talip Apa- Çifteler KE Mezunu 1943 YKE 1946- Köy Enstitülerine KE kayıt sürecini kısaca anlatır mısınız?10 Kasım 1938’de Atatürk’ü kaybettiğimiz gün Çifteler Köy Öğretmen Okulu’na KE’de verilen eğitimin niteliği nasıldı?Çok değişikti, ilginçti, Enstitüleri kim kapattı?Kapatanlar son 50-55 yılın partileri, politikacıları. Anketi 2002’de doldurdu.- Bugünün koşullarına uyarlanmış Köy Enstitüleri olsa çocuğunuzu bu okullara gönderir miydiniz?Gönderirdim, evet- Beğendiğiniz üç eğitimcinin adı?İ. Hakkı Tonguç, Hasan-Âli Yücel, M. Rauf Cumhuriyet döneminde beğendiğiniz üç siyasetçinin adı?Atatürk, İ. İnönü, Hasan Âli Yücel- KE üzerine ne söylemek istersiniz?KE’yi kapatanlar eğitim cinayeti işlemişlerdir. Türk halkına en büyük ihaneti yapmışlardır. Türkiye 80 yıl sonra, bugün geri kalmış ülke olmaktan kurtulamamışsa nedeni enstitülerin kapanmasıdır. sabahlari gun dogmadan kalkilir tarla departmani; tarlaya, baga, bahcaye gider. hayvan departmani inegi, keciyi, koyunu alir meralara surer. bu iki departman genelde erkeklerden olusur. ev isleri departmanida vardir. onlar genelde bayanlardan olusur. bu departmanda yemek yapilir bulasik yikanir coluk cocuga bakilir. sehirden giden bir sahis icin ilk basta cok ama cok sikici gorulebilir lakin sessizligi sakinligi stressizligi cok dinlendiricidir. yinede belli bir muddetten sonrasi sehirli bir bunyeye zararlidir. uzun sure koyde kalan bir sehirlinin golgede saatlerce yatarak gevis getiren kaygusuz inege imrenmesi sonucunda akil sagligini yitirdigi tarafimca tespit edilmistir. şu hayatta en azından bir defa tadına bakılması gereken var elbet. şehir hayatının sunmuş olduğu bazı kolaylıkları bulamazsınız. ihtiyacınız olan bir şeyi temin etmek için, bazen kilometrelerce yol gidip, en yakın il yada ilçe merkezine ulaşmanız gerekir. ama bunu bile tecrübe etmek gelir elektrik sürekli kesintiye uğrar, uzun saatler boyunca gelmez. televizyon ve radyo sesinden uzak olmanın sessizliğini yaşarsınız. kendinizle başbaşa kalabildiğiniz ve kafanızı dinlediğiniz dakikaları yaşamanın keyfini bulursunuz. doğanın sesi bozar bu sessizliği. kuşların ötüşü, rüzgarın esişi, eşeklerin anırışı, yumurtlayan tavuğun gıdaklamasıdır kulağınıza doğanın kollarına bırakırsınız. hele bir de yeşilin hakim olduğu bir yerse, en büyük eğlenceniz ellerinizin altındadır. çıkar dolaşırsınız umarsızca, yeşilin her tonunu görebildiğiniz, ağaçların verdiği serinliği teninizde hissedebildiğiniz, mis gibi havayı soluyarak yeniden doğmuşcasına derin bir "oh" çektiğiniz dakikaları gelen buz gibi suyu içmenin, dalından koparabileceğiniz meyvenin tadına bakmanın, toz toprağa karışarak kirlenmenin, zevkini sürersiniz. insanların yaşamlarını uzaktan izlersiniz. yeri gelir aralarına karışarak belki de hiç denemediğiniz şeyleri denersiniz. hayvanlarını otlatmaya çıkan çobanla ayaküstü muhabbet eder, çamurda oynayan çocukları gördüğünüz zaman çocukluğunuza dönüş yapar, hayatı başka pencereden izlersiniz. farklı bir yaşam biçiminin zevkini hem zorlukları hem de avantajlarıyla yaşamanın tadına gün gelir, tüm bunları arkanızda bırakarak yaşadığınız yere, evinize dönersiniz. size kalan ise, kısa bir sürede edindiğiniz farklı tecrübeler, anılar ve birkaç fotoğraf karesidir. bayatlayan bütün yiyeceklerinizi çöpe atmak yerine yemeleri için verebileceğiniz inek, tavuk, keçi hayvanların cirit attığı yerde sürülen hayat. ishal eder. sahte gülücükler, sahte dostluklar yoktur. ya tam dostluk ya da tam düşmanlık vardır bunun ortası yoktur. ayrıca imkansızlıklar size sabretmeyi öğretir. özendiğim hayat. şöyle olsun küçük bir evim. bahçem olsun. bostan dediklerinden. salatalık domates maydonoz biber falan ekeyim. bi yerde koyun olsun. kümes olsun mesela çok tavuk hindi falan olsun. çay demleyip evin balkon dediğimiz kısmına oturup güneş batarken serin serin içebileyim. gece buz gibi olsun soğuktan titreyim. bi de böyle yaşarken sıkılmayacağım bir eşim olsun. daha ne isterim ki? bağı bahçesi bostanı hayvanları ile huzurlu, güzel bir hayattır. insanları genelde naif, çok fazla beklentisi olmayan, kendini geçindirmeye çalışan insanlardır. dağ köyü ise, yırtıcı hayvanlar sıkıntı olabilir. fakat köylülerin her zaman çözümleri inanmak istemediğim, bana anlatılan şöyle sadistçe bir çözüm kullanılmışlığı vardır; kışın aç kalan kurtlar tabi ki köye inmektedir. artık düğün sonrası mıdır nedir, birkaç manyak, hani maalesef manyak demek zorundayım adam demek hafif kaçar, kapıyı açık bırakıp içerde karanlıkta ellerinde davul zurna beklerler. zavallı kurdun biri, zavallı diyeceğim çünkü bu hikayede zavallı olan kurt, tabi ki içeri girer, bunlar o anda açıp ışıkları başlarlar davul zurnaya. dağda sessiz sakin yaşayan zavallı kurt bir anda ışık ve sesten dehşete düşüp odada kaçmaya çalışarak dört dönerken kendini duvarlara vura vura ölür. hatta hikayeyi anlatan, sonra bir köpeğin kurdun başına gelip dili tutulduğundan havlayamadığını falan söyleyip gülmüştü. hani doğru olduğunu söylüyor anlatanlar, ama inanmak istemiyorum şahsen. ya hangi memlekette davul zurna ile hayvan öldürmek, avlanmak var yahu? sağlıklı bir hayatın başlangıcını oluşturan yaşadığınız köyün yanında siyanürle altın çıkarmaya başlanırsa bilemem. bu aralar şiddetle istediğim hayat sabah gözlerimi bir köyde açmak istiyorum, gün aydınlanırken , horoz sesiyle. yüzümü yıkamak için avludaki çeşmeye ineyim istiyorum. buz gibi suyla yüzümü yıkadıktan sonra , folluktan aldığım yumurtalarla geri döneyim istiyorum eve. yalnız biri benden önce kalkıp ocağı yakmış olmalı, soğukta donmasın bi zahmet. ocakta, odunların çıtırtısını dinleyerek çayın olmasını beklemek istiyorum. kahvaltıdan sonra da evime geri döneyim istiyorum. benim köy hayatım da bu kadar işte. öyle inek sağmak falan bana göre değil zaar. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın. Atatürk’ün öğrenim hayatı ile ilgili anıları nelerdir? Günümüz Türkçesine uyarlanmış olarak Atatürk’ün bütün eğitim hayatına dair kendisinin anlatmış olduğu anıları– Çocukluğuma ilişkin ilk hatırladığım şey, okula gitmek meselesiyle ilgilidir. Bundan dolayı annemle babam arasında aşırı bir mücadele vardı. Annem ilâhîlerle okula başlamamı ve mahalle okuluna gitmemi istiyordu. Gümrük Dairesinde memur olan babam o zaman yeni açılan Şemsi Efendi Okulu’na devam etmem ve yeni yöntem üzerine okumamdan yanaydı. Sonunda babam işi ustaca bir biçimde çözümledi. Öncelikle alışılmış törenle mahalle okuluna başladım. Böylece annemin gönlü yapılmış oldu. Birkaç gün sonra da mahalle okulundan çıktım. Şemsi Efendi Okulu’na yazıldım. Az zaman sonra babam öldü. Annemle birlikte dayımın yanına yerleştik. Dayım köy hayatı yaşıyordu. Ben de bu hayata karıştım. Bana görevler veriyor, ben de bunları yapıyordum. Başlıca görev tarla bekçiliği idi. Kardeşimle birlikte bakla tarlasının ortasındaki bir kulübede oturduğumuz ve kargaları kovmakla uğraştığımızı unutamam. Çiftlik hayatının öteki işlerine de karışıyordum. Böylece biraz vakit geçince annem, okulsuz kaldığım için kaygılanmaya başladı. Sonunda Selânik’te bulunan teyzemin evine gitmeme ve okula devam etmeme karar verildi Selânik’te liseye yazıldım. Okulda Kaymak Hafız isminde bir öğretmen vardı. Bir gün sınıfımızda ders verirken başka bir çocukla kavga ettim. Çok gürültü oldu. Öğretmen beni yakaladı. Çok dövdü. Bütün bedenim kan içinde kaldı. Büyükannem zaten okulda okumama karşıydı, hemen okuldan çıkardı. Yakınımızda Binbaşı Kadri Bey isminde bir kişi oturuyordu. Oğlu Ahmet Bey askerî ortaokula devam ediyor ve okul giysisi giyiyordu. Onu gördükçe ben de böyle giysi giymeye hevesleniyordum. Sonra sokaklarda subaylar görüyordum. Bu aşamaya ulaşmak için izlenmesi gereken yolun askerî ortaokula girmek olduğunu anlıyordum. O sırada annem Selânik’e gelmişti. Askerî ortaokula girmek istediğimi söyledim. Annem askerlikten çekiniyordu. Asker olmama zorla engel olmaya çalışıyordu. Kabul sınavı zamanı ona sezdirmeden kendi kendime askerî ortaokula giderek sınav verdim. Böylece anneme karşı oldu bitti olmuş oldu. Ortaokul’da en çok matematiğe ilgi duydum. Az zamanda bize bu dersi veren öğretmen kadar, belki de daha çok bilgi sahibi oldum. Derslerin üstünde işlerle ilgileniyordum. Yazılı sorular yazıyordum, matematik öğretmeni de yazılı olarak cevap veriyordu. Öğretmenimin ismi Mustafa idi. Bir gün bana dedi ki; “Oğlum, senin de ismin Mustafa benim de. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulunmalı, bundan sonra adın Mustafa Kemal olsun!” O zamandan beri adım gerçekten Mustafa Kemal kaldı. Öğretmen sert bir adamdı. Sınıfta birinci, ikinci tanımıyordu. Bir gün bize “Aranızda kimler kendine güveniyorsa kalksınlar onları çalıştırma danışmanı yapacağım” dedi, öncelikle duraksadım. Ayağa öyleleri kalktı ki ben kalkmamayı yeğledim. Bunlardan birinin danışmanlığı altına girdim. Görüşmenin sonunda dayanma gücüm son noktaya geldi. Ayağa kalkarak; “Ben bundan iyi yaparım” dedim. Bunun üzerine öğretmen beni çalıştırma danışmanı yaptı, eski danışmanı benim danışmanlığım altına verdi. Askerî ortaokulu bitirdiğim zaman merakım oldukça ileri gitmişti. Manastır Askerî Lisesi’nde matematik pek kolay geldi. Bununla uğraşmayı sürdürdüm. Ancak Fransızca’da geri idim. Öğretmen benimle çok uğraşmıyor, acı uyarılarda bulunuyordu. Bu uyarılar benim çok gücüme gitti. İlk ev izni zamanında çözüm aradım. İki, üç ay gizlice Frerler Okulu’nun özel sınıfına devam ettim. Böylece okul derslerine oranla fazla derecede Fransızca öğrendim. O zamana kadar edebiyatla çok ilişkim yoktu, Merhum Ömer Naci, Bursa Lisesi’nden kovulmuş, bizim sınıfa gelmişti. Daha o zaman şairdi. Benden okuyacak kitap istedi. Bütün kitaplarımı gösterdim. Hiçbirini beğenmedi. Bir arkadaşın kitaplarımdan hiçbirini beğenmemesi gücüme gitti. Şiir ve edebiyat diye bir şey olduğunu o zaman öğrendim. Ona çalışmaya başladım. Şiir bana cazip göründü. Ancak yazı kompozisyon öğretmeni diye yeni gelen bir kişi, bana şiirle uğraşmayı yasakladı. “Bu meşgale biçimi seni askerlikten uzaklaştırır” dedi. Bununla birlikte güzel yazı yazma isteği bende kalıcı oldu. Lisede iken dirençle çalışıyorduk. Sınıfta birinci, ikinci olmak için hepimizde güçlü bir gayret vardı. Sonunda liseyi bitirdim. Harp Okulu’na geçtim. Burada da matematiğe ilgim devam ediyordu. Birinci sınıfta temiz gençlik düşlerine tutuldum. Dersleri aksattım. Yılın nasıl geçtiğinin hiç farkında olmadım. Ancak dersler kesilince kitaplara sarıldım. İkinci sınıfa geçtikten sonra askerlik derslerine ilgi duydum. Şiir yazmaya ilişkin lise öğretmeninin koyduğu yasağı unutmuyordum. Ancak güzel söylemek ve yazmak isteği kalıcı idi. Ders aralarında kompozisyon alıştırmaları yapıyorduk. Saati elimize alıyor “Bu kadar dakika sen, bu kadar dakika ben söyleyeceğim” diye yarışma ve tartışmalar düzenliyorduk. Harp Okulu yıllarında siyaset düşünceleri baş gösterdi. Duruma ilişkin henüz etkili bir düşünce oluşturamıyorduk. Sultan Hamit Dönemi idi. Namık Kemal Beyin kitaplarını okuyorduk. Kovuşturma sıkı idi. Çoğunlukla ancak koğuşta yattıktan sonra okuma imkânı buluyorduk. Bu gibi yurtsevercesine eserleri okuyanlara karşı kovuşturma yapılması, işlerin içinde bir kötülük bulunduğunu sezdiriyordu, Ancak bunun iç yüzü gözlerimiz önünde bütünüyle netleşmiyordu. Kurmay sınıflarına geçtik. Alışılmış derslere çok iyi çalışıyordum. Bunların üstünde olarak bende ve bazı arkadaşlarda yeni düşünceler açığa çıktı. Ülkenin yönetiminde ve siyasetinde bozukluklar olduğunu keşfetmeye başladık. Binlerce kişiden oluşan Harp Okulu öğrencisine bu keşfimizi anlatmak isteğine kapıldık. Okulun öğrencileri arasında okunmak üzere okulda el yazısıyla gazete kurduk. Sınıf içinde küçük teşkilatımız vardı. Ben Yönetim Kurulu’nda idim. Gazetenin yazılarını çoğunlukla ben yazıyordum. O zaman okullar müfettişi İsmail Paşa vardı. Bu işlerimizi keşfetmiş, izlettiriyormuş. Okulun müdürü Rıza Paşa isminde bir kişiydi. Bu kişinin, padişah katında İsmail Paşa tarafından yanlışı ortaya çıkarılmış; “Okulda böyle öğrenci var. Ya farkında olmuyor ya görmezden geliyor” denilmiş. Rıza Paşa konumunu korumak için inkâr etmiş. Bir gün, gazetenin gereken yazılarından birini yazmakla uğraşıyorduk. Veteriner dersliklerinden birine girmiş, kapıyı kapamıştık, kapı arkasında birkaç nöbetçi duruyordu. Rıza Paşaya haber vermişler, sınıfı bastı. Yazılar masa üzerinde ve ön tarafta duruyordu. Görmemezlikten geldi. Ancak dersten başka şeylerle uğraşmak nedeniyle tutuklanmamızı buyurdu. Çıkarken “Yalnız izinsizlikle yetinebilir” dedi. Sonra hiçbir ceza uygulamasına gerek olmadığını söylemiş. Böyle davranmasında kendine yüklenen eksikliği ortaya çıkarmak çabasının etkisi olmakla beraber iyi niyet de inkâr edilemezdi. Kurmay Subaylar Grubu sınıflarının sonuna kadar bu işlere devam ettik. Yüzbaşı olarak okuldan çıktıktan sonra İstanbul’da geçireceğimiz süre içinde bu işlerle daha iyi uğraşmak için bir arkadaş adına bir apartman tuttuk. Ara sıra orada toplanıyorduk. Bu hareketlerimizin hepsi izleniyordu ve biliniyordu. Bu sırada Fethi Bey adına eski arkadaşlardan subay iken askerlikten uzaklaştırılmış bir kişi karşımıza çıktı. Kendisinin yoksulluğundan, yardıma ihtiyacı olduğundan, yatacak yeri bulunmadığından söz ederek bize sığındı. Biz de bu kişiyi sahip olduğumuz apartmanda yatırmaya ve kendisine yardım etmeye karar verdik. İki gün sonra kendisinin isteği üzerine bir yerde görüşecektik. Gittiğim zaman yanında Saray’a mensub bir de yâver gördüm. Apartmanda yatan İsmail Hakkı Bey adında bir kişi vardı, anında götürmüşler. Bir gün sonra da bizi tutukladılar. Fethi Bey oysa ki İsmail Paşanın gizli polisi imiş. Bir süre hücre hapsinde kaldım. Sonra Saray’a götürdüler. Sorgulandım. İsmail Paşa, Başkâtip, bir de sakallı bir adam hazır bulunuyordu. Sorgudan anladık ki gazete çıkardığımızdan, teşkilât kurduğumuzdan, apartmanda çalıştığımızdan özet olarak, bütün bu işlerden dolayı zan altında olmak, şüphelenilmek… Daha önceki arkadaşlar yaptıklarını kabul etmişler, birkaç ay böyle tutuklu kaldıktan sonra bıraktılar. Köy ile İlgili Sözler Çoğumuzun hayallerinde doğanın içinde yaşamak, mis gibi havayı solumak yok mudur? Yemyeşil ağaçların altında uzanıp gökyüzünü seyretmek, gölde balık tutarken bir yanda kuş cıvıltılarını dinlemek… Herkesin şöyle bir çekip gidesi vardır güzel bir köye. Doğal hayatı yaşamak, dalından meyveyi koparıp oracıkta yemek ne kadar mutluluk vericidir. Sıcakkanlı insanların arasına karışıp samimi dostlukları, gerçek komşuluğu yaşayabilmek büyük bir özlemdir. Hayalini kurmak bile kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Şehirlerde kalabalıklar içinde ki yalnızlıktan, yorucu çalışma hayatından ve birbirinin kuyusunu kazmaya çalışan insanlardan bunalan çoğu şehirlinin köy ile ilgili sözler dillendirmeye başladığını ve özlem duyduğunu fark ederiz. Bazıları da şanslı olanlardır. Onlar köyle olan bağlarını hiçbir zaman kopartmamışlardır. Dededen babadan kalan topraklarına her zaman bağlı kalmış, şehir ve köy hayatını bir arada yaşayabilmiş, sahip oldukları bu zenginlikten faydalanmışlardır. Her ne kadar teknolojinin nimetlerini seversek sevelim, bizlere güzel sözler söyleten, huzur veren her zaman doğa olmuştur ve iç güdülerimiz yolumuzu her zaman bir köye düşürecektir. Köy ile İlgili Sözler Ne zaman bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım. Bedri Rahmi Eyüpoğlu Görünen köy kılavuz istemez. Atasözü Horozu çok olan köyün sabahı geç olur. Anonim Al Fordun dizelini, sev köyün en güzelini. Köylü milletin Kemal Atatürk Eğer bir köy görünüyorsa çok uzakta değildir. Köylü insan kapısını çalan misafiri asla geri çevirmez. Köpeksiz köyde değnekle gezilmez. Atasözü Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış. Onuncu köyden sesleniyorum. Köyde yaşa, ömrüne ömür kat, şehirde yaşa stresine stres kat. Ne zaman bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım. Bedri Rahmi Eyüpoğlu Her şey aynı şekilde örgütlenir, arılar ve köylüler dahil. Tahir Musa Ceylan Girerse hasta öküzün biri otlağa, bulaştırır hastalığı bütün köy öküzlerine. Sadi Şirazi İster kral, ister köylü olsun, dünyada en mutlu insan evinde huzur olandır. Goethe Akıllı köylü, büyük efendinin karşısında yerlere kadar eğilir; ama sessizce gaz çıkarır. Etiyopya Atasözü Köy yaşayan, çalışan bir mahluktur ve bu koku onun ter kokusudur. Sabahattin Ali Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının üstünde kadın mesaisi zikretmek olanağı yoktur. Hükümdar haksız olarak bir köylüden yumurta alırsa, adamları köylünün bütün tavuklarını alır. Sadi Şirazi Herkes kendisinde olan şeyi verir. Savaşçı güç verir, tüccar mal, öğretmen ders, köylü pirinç, balıkçı da balık. Hermann Hesse Gözlerini gördünüz mü? Köy çocukları gibi bakıyordu. Kömür gibi. Öyle mahzun, öyle fukara. Poyraz Karayel Köylü milleti kurnaz olur. Ne demişler? Köylü milletinin anası sırtlansa, mümkünü yok, babası tilkidir demişler. Yaşar Kemal Köylünün kahve cezvesi bakırdan yada gümüşten değildir ama konukları ağırlamak için sürekli olarak kaynar. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış, hep bizi kandırmışlar; çünkü köylüler kovan insanlar değil kapılarını muhabbetle açan kimselerdir. Bir güzel sevdim köyde yanağında beni vardı, öyle bir gülüşü vardı ki işte o gülüş beni kalbimden vurdu. Köyümden çıktım gidiyorum gurbete, bilmem ne kadar dayanır gönlüm bu hasrete, sana son bir özlem dolu bakışla baktım seni hep izlediğim tepeden. Köy doğal hayatın ta kendisidir. Şehirdekilerin organik diye çok para vererek aldıkları köylerde yetişen ürünlerdir. Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanmış olan köylüdür. Mustafa Kemal Atatürk İnsanlar önceleri köyden kente göç ettiler, şimdilerde ise şehrin boğucu ve sıkıcı havasından kurtulmak için yeniden köye göç etmeye başladılar. Ülkemizde en çok yetişen köylüdür. Köylü bütün iklimlerde yetişir. Köylünün yetişmesi için çok emek vermeye ihtiyaç yoktur. Bozkırda yetişir, yaylada yetişir, ormanda yetişir, dağda yetişir, kurak iklimde yetişir, ovada yetişir, sulak iklimde yetişir. Çabuk büyür, erken meyve verir. Kendi kendine yetişir, kendi kendine meyve verir. Biz köylüleri çok severiz. Şehre gelirse onlardan kapıcı ve amele yaparız. Oğuz Atay Köy serin suların aktığı derin huzurun olduğu, kuşların cıvıltısında sabah güne uyanılan yerdir. Köyde sabah araç gürültüsü duymazsın, trafikte kaldım, otobüsü, metroyu kaçırdım olmaz. Kısacası köyde huzuru ve rahatlığı bulursun. Köy yeri insana huzur verir, insanın stresini alır. Köye geldiğin zaman sabah araç sesleri, şehir gürültüsüyle değil kuş sesleriyle uyanırsın. Annesini arayan kuzunun sesiyle uyanırsın. Köye geldiğin zaman her şeyin en doğalını tadarsın. Olmadı dalından kendin koparıp kendin yersin. Şırıl şırıl akan suların sesini dinlersin, akşam gecenin sessizliğinde her şeyden uzak rahat rahat uyursun. Kısacası köyde huzuru ve rahatlığı bulursun.

köy hayatı ile ilgili yazılar